Bolu Hakkında

Köroğlu’nun Gür Sesi
BOLU

Yılın dört mevsimi, Bolu ve çevresini ayrı güzelliklerle süsler. Bolu, Anadolu şehirleri arasında, efsane ve destanlarıyla bir başka özellik taşır.

Bir zamanlar, Anadolu’da (Btinya) bölgesinin merkezi olan Bolu şehrinin adı (Klavdius) şehri demek olan (Klaudipolis) imiş. Zamanla Klavdius adı unutulmuş, şehrin adı (Polis), yada (Poli) olmuş. Bu da (Bolu) olarak değişmiş.

1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra, Anadolu’ya kol kol yayılan Selçuklu Türkleri, Gerede yolu ile Bolu’ya da gelmiş, o zamanlar Bolu’nun Bizanslı Valisi Zavkum’un savunduğu kal’ayı kuşatmışlar. Kısa bir süre sonra, Kal’a, Türk akıncılarının eline geçmiş, Bolu şehri, o günden sonra Anadolu Selçuklu Devletinin sınırları içine girmiştir.

Dağlara adını veren yiğit ozan

Bolu deyince, akla, destan yiğidimiz Köroğlu gelir. O, Bolu dağlarının bileği bükülmez yiğit ozanı, tüm Anadolu’nun gönlünde yatan, gönülleri fetheden bir kahramanı olarak, dildin dile yaşamış, Bolu’ya güç ve heyecan vermiştir. Kimdi bu Köroğlu? Kimi, on altıncı, on yedinci yüzyıllarda Bolu dağlarında yaşayan, halkın sevgisini kazanmış bir ozan, yiğit bir cel’lî der, kimi de onu, Selçuklular devrinde zalim Bolu tekfuruna karşı müslüman halkı koruyan bir kahraman olarak tanıtır. İşin bu tarafıyla tarihçiler uğraşa dursun, asıl önemli olan şey, Köroğlu’nun destanî yönü, yani olağanüstü yiğitlikleri, mertliği, cesareti, gücü savaştaki hüneridir. Köroğlu’nu diğer destan kahramanlarından ayıran bir yönü daha var: Ozanlığı… Destan kahramanlarından çoğunu, ozanlar dile getirir. Halbuki Köroğlu, belinde kılıç, kolunda kalkan olduğu halde, atının terkisinde sazını da taşır. Kendi destanını kendisi dile getirir. Böylesi az kahramanda görülmüştür.

Halkı ezen , yetimlerin hakkını yiyen, adaleti bir tarafa itip, zulmü bayrak yapan Bolu Beyine karşıdır. Onunla savaşır, onun toplu, tüfekli ordularına karşı çıkar. Çevresinde Bolu Beyinin zulmünden yakasını kurtarabilmiş, iyi kalpli, temiz insanlar vardır. Analar, bacılar, öksüzler, kimsesizler vardır. Köroğlu bunlara kalkan olmuş, halkın sevgisini kazanmıştır. Bu sevgi ona daha çok cesaret vermiş, haksız yere babasının gözlerini oyan Bolu Beyinden alınacak öcü, bir ideal haline getirmiştir. Alçakçasına, sinsicesine değil, mertçesine. Pusu kurarak değil, meyden eri olarak, meydan okuyarak:

Benden sel’m olsun Bolu Beyi’ne,
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır.
Ok gıcırtısından, kalkan sesinden
Dağlar sed’ verip seslenmelidir.

Düşman geldi, tabur tabur dizildi,
Alnımıza kara yazı yazıldı,
Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu.
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

Köroğlu düşer mi yine şanından,
Ayırır çoğunu er meydanından.
Kır at köpüğünden, düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır.

O, engin bir sanat inceliği içinde, erkekçe Bolu Beyine seslenen kahraman bir ozandır. Bir de can dostu vardır: Ayvaz. Derken, her yiğit gibi Köroğlu da aşık olmuş, evlenmiş, nur topu gibi bir oğlu olmuş… Bütün bunlar, onun kahramanlık hikayelerini süsleyen çiçekler… Köroğlu bu çelenklerin ortasında başı Çamlıdağ’a yaslanan bir heykel gibidir.

Sonunda Köroğlu, Bolu Beyinden intikamını almıştır. Onun da gözleri görmez olmuş, Köroğlu’ndan “Aman” dilemiş, zulmünden kurtulan halka mutluluk gelmiş, ocakları tütmüş, tencereleri kaynamış… Köroğlu da gönüllerde taht kurmuş, hükmünü yüzyıllar boyu yürütmüş. Onun erkek sesi, yiğitler meclisinde gümbür gümbür akisler yapmış, destan destan kükremiştir.

Mert dayanır, namert kaçar,
Meydan gümbür gümbürlenir.
Şahlar şahı div’n açar.
Div’n gümbür gümbürlenir.

Yiğit kendini öğende,
Oklar menzilin döğende,
Şeşper kalkana değende
Kalkan gümbür gümbürlenir.

Bolu’dan yalnız yiğit ozan Köroğlu seslenmez, bir çok halk ozanımız, bu arada Aşık Dertli de Bolu dağlarından Anadolu’ya ses verir. Bugün, Bolu’nun az ötesinde, Ankara-İstanbul yolu üzerindeki Esentepe’de, her türlü süsten uzak, zarif bir anıt vardır. Burası, Aşık Dertli’nin mezarıdır. O, 1722 yılında Bolu’yla Gerede arasındaki Şahnalar köyünde doğmuş, daha çocukken sazını ele alıp gurbete çıkmış. O da, öteki ozanlar gibi, çaresiz bir derde düşmüş, vefasız yarin çilesini çekmiş, bu yüzden diyar diyar dolaşmış, sonunda gurbet acısına dayanamayarak köyüne dönmüş, 1845 yılında da ölmüştür. Gerede’liler, onu küfür küfür esen Esentepe’ye gömmüşler. Günün yirmi dört saatinde, mezarının önünden geçen ve Dertli’yi hatırlayanlara o, ılgıt ılgıt bahar yeli gibi, şöyle seslenir:

Hatırlayıp sorar m’ola halimden
Kirpikleri kara, kalem kaşlı yar.
Zikri, fikri gitmez benim dilimden,
Anadan gülmedik, garip başlı yar!

Aşk atına binmiş olsam yarışmaz,
Gözüm kanı deryalara karışmaz,
Çoktan beri küsülüdür barışmaz
Benim ile mercimeği taşlı yar.

Dertli, zelil- sefil gurbet ellerde,
Beyhude şöhreti gezer dillerde.
Paşam gelir diye gözü yollarda,
Elleri kınalı, gözü yaşlı yar.

Bolu ili yalnız ozanlar yurdu değil, doğal güzelliklerin küme küme obalaştığı bir bölgemizdir. Bir Abant gölü, bir Yedi Göller ancak peri masallarına süstür. Bolu’dan Karadeniz’e doğru alabildiğine uzanan geniş ormanlar arasında Yedi Gölleri gören göz, başka güzellik görmez artık. Yada başka güzellikler düşünemez. Boyları, elli altmış metreye ulaşan, iki-üç insanın ancak kucaklayabileceği çamlar, kayın ağaçları arasında, akvaryum gibi küçük küçük yedi göl, yedi gölde yedi renk. Bilmediğimiz, tanımadığımız maviler, yeşiller. Ağustos sıcağında nereden geldiği, nasıl olduğu bilinmeyen tatlı bir serinlik, bütün vücudumuzu kafanız ve ruhunuzla dinlendiriyor. Kayalardan köpüre köpüre seken küçük çağlıyanların sesi, kulaklarınızı okşuyor. Burası, Bolu ormanlarında Yedi Göller.

Çaresizlere çare, dertlilere derman, tül kanatlarında mutluluk yaşıyan ve bunları cömertçe insanlara bağışlayan iyilik perilerinin de yurdu, Yedi Göller’miş bir zamanlar; öyle söylüyor orman köylüleri. Sonra, Bolu Beyinin oğlu buralarda av yaparken, bir beyaz güvercinin peşine düşmüş. Güvercin daldan dala, kona göçe Yedi Göller’in bulunduğu yere gelmiş. Oğlan da ardından. Tam yayını gerip, okunu salacağı zaman güvercin, dünya güzeli bir kız oluvermiş. Oğlanın aklı başından gitmiş, dizlerinin bağı çözülmüş, yayını geren parmakları gevşeyivermiş. Ok da hedefine ulaşmış. Peri kızı kalbinden vurulmuş, bir ah sesi, bir kara bulut, bir gök gürültüsü, yer kaynamış, gök ağlamış. Az sonra çağlayan dereler, kaynayan dağlar, bu gölleri meydana getirmişler. Periler de bu üzücü olaydan sonra, buralardan çekilip gitmişler. Akan sular, kaynayan pınarlar, Peri kızının kanı-canıymış. Su sesleri de onun iniltileri.

Hikayesi bir yana, gerçekten Yedi Göller, tabiat ananın özene bezene yarattığı bir görüntü içinde.

İyilik güzellik ve sevgi, Yedi Göller’in kulağınıza gelen, gönüllerinizi dolduran hoş fısıltıları oluyor. Gerçek huzurun, gerçek mutluluğun sırlarını, yurdun bu sessiz, bu renkli köşesinde sanırım keşfediyorsunuz.

~ yazan: mydoom Kasım 22, 2006.

Yorum Yapın